Web Sitesi Trafik Artışına Göre Ölçeklenebilirlik
Artan trafik yüküne karşı web sitesi performansını korumak için sunucu mimarisi, CDN kullanımı ve yük dengeleme stratejileriyle uygulanan ölçeklenebilirlik adımları.

İÇİNDEKİLER
%0 okundu
- Artan Trafik Yükünde Ölçeklenebilirliğin Kurumsal Önemi
- Ölçeklendirme Stratejilerinin Temelleri: Yatay ve Dikey Mimari
- Performansı Korumak İçin Kritik Altyapı Adımları
- Veritabanı ve Uygulama Katmanında Darboğazların Giderilmesi
- Ölçeklendirme Sürecinde İzleme, Test ve Risk Yönetimi
- Kurumsal Sürdürülebilirlik İçin Proaktif Altyapı Planlaması
Dijital varlıkların ani ziyaretçi akınları veya planlı büyüme dönemlerinde kesintisiz çalışması, doğrudan doğruya altyapı esnekliğine bağlıdır. Web Sitesi Trafik Artışına Göre Ölçeklenebilirlik; sunucu donanımının, ağ mimarisinin, veri tabanı katmanının ve uygulama kodunun artan istek hacmini performans kaybı, veri tabanı kilitlenmesi veya erişim kesintisi yaşamadan karşılayabilme kabiliyetidir. Bu rehber; teknik karar vericiler, sistem mimarları ve işletme sahipleri için trafik dalgalanmalarını öngörme, doğru ölçeklendirme modellerini seçme, yük dengeleme ve CDN optimizasyonlarını kurgulama süreçlerini operasyonel adımlarla ele almaktadır.
Artan Trafik Yükünde Ölçeklenebilirliğin Kurumsal Önemi
Kurumsal ölçekte faaliyet gösteren dijital platformlar için trafik artışı; pazarlama kampanyaları, Black Friday/Cyber Monday gibi sezonluk indirimler, ani basın duyuruları veya viral büyüme dönemlerinde anlık olarak gerçekleşir. Bu tür sıçramalarda sistem mimarisinin istek hacmini karşılayamaması; doğrudan ciro kaybına, arama motoru sıralamalarının düşmesine ve marka itibarının zedelenmesine yol açar. Web operasyonlarında her saniyelik gecikme, dönüşüm oranlarında ölçülebilir bir düşüş yaratırken, web sitesinin tamamen erişilemez hale gelmesi (HTTP 502/504 veya connection timeout hataları) kurumsal güvenilirliği temelden sarsar.
Sistemlerin plansız trafik artışlarında çökmesi genellikle tek bir bileşenin yetersizliğinden değil, zincirleme arıza (cascading failure) reaksiyonlarından kaynaklanır. Web sunucusundaki worker process tükenmesi, veri tabanı bağlantı havuzlarının (connection pool) doyması, I/O darboğazları ve bellek sızıntıları, sistemin tamamını işlevsiz hale getirebilir. Kurumsal düzeyde ölçeklenebilirlik stratejisi geliştirmek; yalnızca donanım gücünü artırmak anlamına gelmez, aynı zamanda yazılım mimarisinin, önbellekleme katmanlarının ve ağ altyapısının bu trafiği en düşük kaynak maliyetiyle absorbe etmesini sağlayacak mühendislik yaklaşımlarını içerir.
Hizmet Seviyesi Anlaşmaları (SLA), sistem kesintilerinin getirdiği mali yükümlülükleri net kurallara bağlar. %99,9 (yılda yaklaşık 8,7 saat kesinti) ile %99,99 (yılda yaklaşık 52 dakika kesinti) uptime garantisi arasındaki fark, mimari yatırımın boyutunu belirler. Trafik artışına proaktif hazırlanan altyapılar, yalnızca zirve (peak) anları değil, sakin dönemlerdeki kaynak israfını da optimize ederek toplam sahip olma maliyetini (TCO) düşürür.
---
Ölçeklendirme Stratejilerinin Temelleri: Yatay ve Dikey Mimari
Ölçeklenebilirlik mühendisliğinde iki ana yaklaşım bulunur: mevcut sunucunun donanım kapasitesini yükseltmek (dikey ölçeklendirme / scale-up) veya sisteme yeni sunucu düğümleri ekleyerek yükü paylaştırmak (yatay ölçeklendirme / scale-out). Mimari tercihler; uygulamanın durum bilgisi (state) tutma biçimine, bütçeye ve büyüme projeksiyonlarına göre şekillenmelidir.
Dikey Ölçeklendirme (Scale-Up): Sınırlar ve Riskler
Dikey ölçeklendirme; mevcut sanal veya fiziksel sunucuya daha fazla CPU çekirdeği, RAM, NVMe depolama alanı veya ağ bant genişliği tahsis etme işlemidir. Bu yöntemin en büyük avantajı, mimari veya kod tabanında köklü değişiklikler gerektirmemesidir. Monolitik mimariye sahip geleneksel yazılımlar, sunucu kaynakları artırıldığında doğrudan performans kazanımı sağlayabilir.
Bununla birlikte dikey ölçeklendirmenin donanımsal ve operasyonel sınırları vardır. Tek bir sunucuya eklenebilecek RAM veya CPU miktarı fiziksel anakart ve hipervizör sınırlarıyla kısıtlıdır. Donanım seviyesi yükseldikçe maliyet-performans eğrisi dikleşir; donanım maliyeti lineer değil, eksponansiyel olarak artar. En kritik risk ise Tek Hata Noktası (Single Point of Failure - SPOF) oluşmasıdır. Tek bir sunucu ne kadar güçlü olursa olsun; donanım arızası, işletim sistemi çekirdek kilitlenmesi veya hipervizör kesintisinde tüm web sitesi erişilemez hale gelir. Ayrıca kaynak artırımı çoğu zaman sunucunun yeniden başlatılmasını (reboot) gerektirdiğinden planlı kesinti süreleri yaratır.
Yatay Ölçeklendirme (Scale-Out): Esneklik ve Kesintisizlik
Yatay ölçeklendirme; artan trafiği karşılamak için mevcut sisteme paralel olarak çalışan bağımsız sunucu düğümlerinin (node/instance) eklenmesidir. Bu modelde gelen istekler bir yük dengeleyici (load balancer) üzerinden kümedeki (cluster) sunuculara paylaştırılır. Sunuculardan biri çöktüğünde diğerleri yükü devralmaya devam eder, bu da sisteme yüksek erişilebilirlik (high availability) kazandırır.
Yatay ölçeklendirmenin başarıyla uygulanabilmesi için uygulamanın durumsuz (stateless) yapıda tasarlanması gerekir. Kullanıcı oturum bilgileri (session data), yüklenen geçici dosyalar veya arka plan kuyrukları yerel sunucu diskinde değil; Redis, Memcached veya nesne depolama (AWS S3, Cloudflare R2, Google Cloud Storage) gibi harici merkezi katmanlarda saklanmalıdır. Bu sayede bir kullanıcı birinci isteğinde A sunucusuna, ikinci isteğinde B sunucusuna yönlendirilse dahi oturum sürekliliği bozulmaz.
Altyapı yatırımı öncesinde iki modelin güçlü ve kısıtlayıcı yönleri. Artılar 2 avantaj Yatay Ölçeklendirme (Scale-Out) Esnekliği İhtiyaç anında sınırsız sunucu eklenebilir, sıfır kesintiyle otomatik küçülme sağlanır. Dikey Ölçeklendirme (Scale-Up) Sadeliği Kod tabanında mimari revizyon veya dağıtık sistem karmaşıklığı gerektirmez. Eksiler 2 dikkat noktası Dikey Ölçeklendirme SPOF Riski Tek sunucuya bağımlılık nedeniyle donanım arızasında sistem tamamen kapanır. Yatay Ölçeklendirme Mimari Dönüşüm Maliyeti Durumsuz (stateless) uygulama yapısı ve dağıtık veri yönetimi mühendislik eforu gerektirir.Yatay ve Dikey Ölçeklendirme Karşılaştırması
---
Performansı Korumak İçin Kritik Altyapı Adımları
Trafik dalgalanmalarına karşı sağlam bir altyapı inşa etmek; gelen isteklerin ağ giriş noktasından uygulama çekirdeğine kadar aşamalı olarak filtrelenmesini, dengelenmesini ve dinamik olarak yönetilmesini zorunlu kılar.
Yük Dengeleme (Load Balancing) ile Trafiğin Optimize Edilmesi
Yük dengeleyiciler, istemcilerden gelen web trafiğini karşılayan ve tanımlı algoritmalar doğrultusunda arka uç (backend) sunucu havuzuna yönlendiren kritik altyapı bileşenleridir. OSI modelinin 4. katmanında (L4 - TCP/UDP seviyesi) çalışan yük dengeleyiciler IP ve port bazlı yönlendirme yaparak ultra düşük gecikme sağlarken; 7. katmanda (L7 - HTTP/HTTPS seviyesi) çalışan yük dengeleyiciler URL yolu, HTTP başlıkları (headers) ve çerezlere (cookies) göre akıllı yönlendirme yapabilir.
Modern yük dengeleme mimarilerinde yaygın olarak kullanılan algoritmalar şunlardır:
Round Robin: İstekleri sunuculara sırayla dağıtır. Homojen donanıma sahip sunucu kümelerinde temel dağıtım için idealdir.
Weighted Round Robin: Donanım kapasitesi daha yüksek olan sunuculara daha fazla ağırlık/istek atar.
Least Connections (En Az Bağlantı): Aktif bağlantı sayısı en az olan sunucuyu tespit ederek yeni isteği oraya yönlendirir. Uzun süren HTTP oturumlarında darboğazı önler.
IP Hash: İstemcinin IP adresine göre deterministik bir yönlendirme yaparak aynı kullanıcının aynı sunucuya gitmesini sağlar (stateful yapılar için geçici çözüm).
Yük dengeleyiciler ayrıca arka uç sunucularına periyodik sağlık kontrolleri (health checks) gönderir. Yanıt vermeyen veya hata döndüren (örneğin HTTP 500) sunucular trafik havuzundan anında çıkarılır, böylece son kullanıcıya hata sayfası gösterilmesinin önüne geçilir.
[ İstemci Trafiği ]
│
▼
[ Global DNS / Anycast ]
│
▼
[ CDN / WAF Güvenlik Katmanı ]
│
▼
[ L7 Yük Dengeleyici (HAProxy/ALB) ]
┌──────────────┼──────────────┐
▼ ▼ ▼
[ Web Node 1 ] [ Web Node 2 ] [ Web Node 3 ]
└──────────────┼──────────────┘
▼
[ Redis Dağıtık Önbellek ]
│
▼
[ Veri Tabanı Cluster (Primary/Replica) ]Global Erişim ve Gecikme Önlemi Olarak CDN Entegrasyonu
İçerik Dağıtım Ağları (CDN), dünya genelinde stratejik noktalarda konumlandırılmış Uç (Edge) sunucu ağlarıdır. Web sitesinin statik dosyaları (CSS, JavaScript, optimize edilmiş görseller, fontlar, PDF belgeleri); kullanıcıya coğrafi olarak en yakın PoP (Point of Presence) noktasından sunulur.
CDN kullanımı, ana sunucunun (Origin) CPU, RAM ve bant genişliği tüketimini %70 ila %90 oranında azaltır. Anycast DNS yönlendirmesiyle entegre çalışan CDN sistemleri, TLS/SSL el sıkışmasını (handshake) istemciye en yakın uç noktada tamamlayarak TTFB (Time to First Byte) süresini minimize eder. Dinamik içerik hızlandırma (Dynamic Site Acceleration - DSA) yetenekleri sayesinde ise Origin ile Edge arasındaki TCP bağlantıları sıcak tutulur (connection pooling) ve HTTP/3 (QUIC) protokolü üzerinden paket kayıpları tolere edilir.
Auto-Scaling (Otomatik Ölçeklendirme) ile Dinamik Kapasite Yönetimi
Bulut bilişim platformlarında (AWS Auto Scaling, Google Cloud Autoscaler, Azure VM Scale Sets veya Kubernetes HPA - Horizontal Pod Autoscaler) kaynak yönetimi statik bırakılmamalıdır. Auto-scaling, sistem metriklerini gerçek zamanlı izleyerek sunucu sayısını otomatik olarak artırır veya azaltır.
Etkili bir auto-scaling politikası şu metrikler üzerine inşa edilir:
CPU ve Bellek Kullanımı: Eşik değer (örneğin %70 CPU kullanımı) 3 dakika boyunca aşıldığında yeni node ayağa kaldırılır.
İstek Sayısı (Request Count Per Target): Hedef başına saniyelik istek hacmi belirlenen limiti aştığında kapasite genişletilir.
Özel Uygulama Metrikleri: Mesaj kuyruğundaki (RabbitMQ, Kafka, AWS SQS) bekleyen iş sayısı arttığında arka plan worker'ları ölçeklendirilir.
Ölçekleme politikalarında Cooldown (soğuma) periyotları doğru ayarlanmalıdır. Yeni bir sanal sunucunun veya konteynerin trafiği karşılamaya hazır hale gelme süresi (warm-up) hesaba katılmadığında, sistem gereksiz yere aşırı ölçekleme yapabilir (thrashing) ve altyapı maliyetleri kontrolsüzce yükselebilir.
---
Veritabanı ve Uygulama Katmanında Darboğazların Giderilmesi
Web sunucuları yatayda ne kadar genişletilirse genişletilsin, arka plandaki veri tabanı doğru optimize edilmediği sürece sistemin genel ölçeklenebilirliği veri tabanının tavan kapasitesiyle sınırlı kalır. Disk I/O sınırları, kilitlenmeler (table/row locking) ve optimize edilmemiş SQL sorguları, yüksek trafikte ilk pes eden noktalardır.
Önbellekleme (Caching) Stratejileri ve Sunucu Yanıt Süresi (TTFB)
Önbellekleme, hesaplama maliyeti yüksek veya sıkça talep edilen verilerin disk yerine RAM üzerinde tutularak mikro saniyeler seviyesinde sunulması işlemidir. Trafik yönetiminde çok katmanlı önbellekleme mimarisi uygulanmalıdır:
Uygulama İçi (In-Memory) Önbellekleme: Redis veya Memcached kümeleri kullanılarak veri tabanı sorgu sonuçları, oturum durumları ve konfigürasyon parametreleri bellekte tutulur.
Cache-Aside(Lazy Loading) veyaWrite-Throughdesenleri uygulanarak veri tutarlılığı güvenceye alınır.HTTP Hızlandırıcılar / Tersine Proxy: Varnish Cache veya NGINX microcaching kullanılarak tamamen dinamik olmayan HTML sayfaları veya REST/GraphQL API çıktıları bellekte saklanır. 1 saniyelik bir önbellek dahi (microcaching) saniyede 10.000 istek alan bir endpoint'in veri tabanına yalnızca 1 istek iletmesini sağlar.
Tarayıcı Önbelleklemesi: Doğru
Cache-Control,ETagveStale-While-Revalidatebaşlıklarıyla istemcilerin tekrar eden kaynakları yerel disklerinden yüklemesi sağlanarak sunucu trafiği kesilir.
Veritabanı Okuma/Yazma Yükünün Dağıtılması
İlişkisel veri tabanlarında (PostgreSQL, MySQL/MariaDB) web trafiğinin %80-90'ını genellikle okuma (SELECT) işlemleri oluşturur. Bu dengesizlik, Primary-Replica (Master-Slave) Mimarisi ile çözülür:
Yazma İşlemleri (Write Operations): Tüm INSERT, UPDATE ve DELETE sorguları yalnızca Primary düğüme yönlendirilir.
Okuma İşlemleri (Read Operations): SELECT sorguları, Primary düğümden asenkron veya yarı senkron replike olan Read-Replica düğümlerine dağıtılır.
Bağlantı Havuzu (Connection Pooling): Her HTTP isteği için yeni bir TCP veri tabanı bağlantısı açmak CPU'yu kilitler. PgBouncer veya ProxySQL gibi araçlar bağlantıları canlı tutarak havuzdan yönetir.
Veri hacmi terabayt seviyelerine ulaştığında veya tek bir sunucunun depolama sınırları aşıldığında Veritabanı Parçalama (Sharding) ve tablolama optimizasyonları (Partitioning) devreye girer. Ayrıca metin aramaları için Elasticsearch/OpenSearch gibi arama motorlarının kullanılması, ana ilişkisel veri tabanını LIKE '%search%' gibi ağır sorgulardan tamamen izole eder.
┌─────────────────────────┐
│ Uygulama Kodu │
└────────────┬────────────┘
│
┌─────────────────────┴─────────────────────┐
▼ ▼
[ Yazma İstekleri ] [ Okuma İstekleri ]
│ │
▼ ▼
┌───────────────────┐ Replikasyon ┌───────────────────┐
│ Primary Database │ ═════════════════════> │ Read-Replica │
│ (Master Node) │ (Binary Log Sync) │ (Slave Pool) │
└───────────────────┘ └───────────────────┘---
Ölçeklendirme Sürecinde İzleme, Test ve Risk Yönetimi
Ölçeklenebilirlik, tahminlere dayalı olarak yürütülemez; ölçümleme, telemetri verileri ve kontrollü yük testleriyle doğrulanmalıdır. Sistemin nerede kırılacağını önceden bilmek, kriz anında reaksiyon göstermekten çok daha düşük maliyetlidir.
Stres Testleri ve Yük Simülasyonlarının Önemi
Web sitesi canlıya alınmadan veya beklenen bir kampanya dönemi başlamadan önce sistem kapasitesi sentetik testlerle sınanmalıdır:
Yük Testi (Load Testing): Sistemin beklenen normal ve tepe trafik koşullarındaki davranışını, yanıt sürelerini ve kaynak kullanımını doğrular.
Stres Testi (Stress Testing): Sistemin sınırlarını zorlayarak hangi eşzamanlı kullanıcı (concurrent user) sayısında çöktüğünü, çökerken nasıl tepki verdiğini ve toparlanma (recovery) hızını belirler.
Soak / Endurance Testi: Sistemin uzun süreli yüksek yük altında bellek sızıntısı (memory leak) veya disk dolması yaşayıp yaşamadığını test eder.
Spike Testi: Anlık ve devasa trafik patlamalarında auto-scaling mekanizmalarının devreye girme hızını ölçer.
Bu testler için k6, Locust, Apache JMeter veya Gatling gibi açık kaynaklı ve dağıtık çalışan modern araçlar tercih edilmelidir. Test senaryoları yalnızca ana sayfayı değil; sepet adımları, arama fonksiyonları ve ödeme geçitleri gibi dinamik ve ağır yük oluşturan kullanıcı akışlarını simüle etmelidir.
Gerçek Zamanlı Performans Metrikleri ve Uyarı Sistemleri
Tam gözlemlenebilirlik (observability); Metrikler, Loglar ve Dağıtık İzleme (Tracing) olmak üzere üç temel sütun üzerine kurulur:
APM (Application Performance Monitoring): Datadog, New Relic, Dynatrace veya açık kaynaklı Prometheus & Grafana yığınları kullanılarak kod seviyesinde yavaş çalışan fonksiyonlar ve geciken veritabanı sorguları tespit edilir.
Ağ ve Altyapı Metrikleri: TCP bağlantı kuyrukları (SYN queue drops), paket kayıpları, CPU I/O Wait oranları ve bellek tüketimi 10 saniyelik çözünürlüklerle izlenir.
Log Yönetimi: Dağıtık mimaride loglar ELK Stack (Elasticsearch, Logstash, Kibana) veya Grafana Loki üzerinde merkezileştirilmeli; 5xx hata oranlarındaki anlık artışlar PagerDuty veya Opsgenie gibi olay yönetim sistemleri üzerinden nöbetçi mühendislere otomatik bildirim göndermelidir.
---
Kurumsal Sürdürülebilirlik İçin Proaktif Altyapı Planlaması
Ölçeklenebilirlik bir kerelik yapılan bir proje değil, kurumun dijital olgunluğuyla paralel ilerleyen dinamik bir süreçtir. Karar vericilerin altyapı yatırımlarını kriz anlarına bırakmadan, proaktif bir mühendislik kültürüyle planlaması gerekir.
Modern kurumsal altyapılarda monolitik mimarilerden Mikroservis Mimarisine veya modüler monolitlere geçiş, bağımsız servislerin kendi ihtiyaçlarına göre ayrı ayrı ölçeklenmesine (örneğin yalnızca ödeme servisinin veya arama servisinin büyütülmesi) olanak tanır. Konteynerleştirme teknolojileri (Docker) ve orkestrasyon platformları (Kubernetes), altyapının bulut sağlayıcı bağımsız (cloud-agnostic) hale gelmesini sağlayarak hem maliyet avantajı hem de felaket kurtarma (disaster recovery) esnekliği sunar.
Siber güvenlik katmanı da ölçeklenebilirlik planlarının ayrılmaz bir parçasıdır. Yüksek trafik anları, siber saldırganların DDoS veya Layer 7 bot saldırıları düzenlemesi için en savunmasız anlardır. Web Uygulama Güvenlik Duvarı (WAF) ve hız sınırlama (Rate Limiting) mekanizmaları devreye alınarak, meşru kullanıcı trafiği ile kötü niyetli bot trafiği sınırda ayrıştırılmalıdır. Bu sayede sunucu kaynakları yalnızca gerçek müşterilere ve iş hedeflerine tahsis edilir.
Uzun vadeli başarı; altyapının her katmanında yedekliliği (redundancy) ilke edinmek, performans metriklerini sürekli optimize etmek ve organizasyonel olarak altyapıyı iş hedeflerinin merkezine yerleştirmekle mümkündür.
---
Sıkça Sorulan Sorular
Web sitesi trafiği aniden artarsa sunucu neden çöker?
Ani trafik artışında sunucunun CPU ve RAM kapasitesi tükenebilir, web sunucusunun eşzamanlı bağlantı (worker thread) limitleri dolabilir veya veri tabanında kilitlenmeler meydana gelebilir. Bu durum isteklerin kuyrukta birikmesine ve zaman aşımı (timeout/HTTP 504) ile sunucu kilitlenmesine neden olur.
Dikey ölçeklendirme ile yatay ölçeklendirme arasındaki temel fark nedir?
Dikey ölçeklendirme mevcut tek bir sunucunun donanımını (RAM, CPU) güçlendirirken, yatay ölçeklendirme sisteme paralel çalışan yeni sunucu düğümleri ekleyerek yükü paylaştırır. Yatay ölçeklendirme yüksek erişilebilirlik ve sınırsız büyüme esnekliği sunar.
CDN kullanımı sunucu yükünü nasıl azaltır?
CDN, web sitesine ait görsel, CSS, JS ve video gibi statik dosyaları kullanıcıya coğrafi olarak en yakın uç sunucularda önbelleğe alır. Bu sayede gelen isteklerin büyük kısmı ana sunucuya ulaşmadan sınırda yanıtlanır ve sunucu bant genişliği ile işlemci yükü %80'e varan oranda hafifler.
Auto-scaling nedir ve ne zaman devreye girmelidir?
Auto-scaling, önceden tanımlanmış performans eşiklerine (örneğin %70 CPU kullanımı veya belirli bir istek hacmi) ulaşıldığında sunucu sayısını otomatik olarak artıran veya azaltan mekanizmadır. Trafik dalgalanmalarının yüksek olduğu anlarda kesintiyi önlemek ve sakin zamanlarda maliyeti düşürmek için kullanılır.
Veritabanı darboğazları ölçeklendirmede nasıl çözülür?
Veritabanı yükü; Redis veya Memcached gibi bellek içi önbellekleme katmanları eklenerek, okuma isteklerini karşılamak için Read-Replica sunucuları kurularak ve PgBouncer gibi bağlantı havuzu yöneticileri kullanılarak optimize edilir.
Durumsuz (Stateless) mimari neden yatay ölçeklendirmenin ön koşuludur?
Durumsuz mimaride kullanıcı oturum bilgileri veya geçici veriler yerel sunucuda değil, merkezi bir oturum deposunda tutulur. Bu sayede kullanıcı sonraki isteğinde kümedeki herhangi bir farklı sunucuya yönlendirilse bile oturumu kapanmaz ve işlem kesintiye uğramaz.
L4 ve L7 yük dengeleyiciler arasındaki fark nedir?
L4 yük dengeleyiciler taşıma katmanında IP ve Port bazlı ultra hızlı yönlendirme yaparken; L7 yük dengeleyiciler uygulama katmanında HTTP başlıkları, URL yolları ve çerezler üzerinden akıllı içerik yönlendirmesi gerçekleştirir.
Yük testi (Stress Test) ne sıklıkla yapılmalıdır?
Kapsamlı yük testleri; büyük kampanya dönemleri, majör mimari ve kod güncellemeleri öncesinde veya en azından çeyreklik periyotlarla tekrarlanmalıdır. Böylece altyapının güncel kırılma noktaları ve gerçek kullanıcı kapasitesi net olarak doğrulanır.